TÜRKİYE BAROLAR BİRLİĞİ BAŞKANLIĞI KIZILCAHAMAM ON ÜÇÜNCÜ BARO BAŞKANLARI TOPLANTISI

 

AV. SEDAT ÖZEVİN ( BATMAN BAROSU BAŞKANI KONUŞMASI )

 

            Sevgili arkadaşlar; şu ana kadar söz alan tüm avukat arkadaşlarımız, ilke olarak sınava karşı olmadığını söyledi, ben de ilke olarak karşı değilim. Peki, sınava karşı olmamamız, sınavdan yana olmamızın gerekçesi ne; meslekteki kalite düşüklüğü ve hukuk fakültesinden çok sayıda mezun olan ya da olacak avukatların mesleğe atılacak olması. Ben sınavın tek başına meslekteki kaliteyi artıracağına inanmıyorum. Nitekim pratikte hepimiz yaşıyoruz. Nitekim sınava girmiş, 2 yıl staj yapmış hakimlerinde kürsüde mesleki formasyon anlamında sıkıntılı olduğunu görüyoruz. O zaman sıkıntı ne; sayısal çoğunluğu nasıl azaltacağız? Tamam, bütün arkadaşlarımız değindi, hukuk fakültesi sayısının çok olması, mezunların çok olması bir sıkıntı. O zaman bu sayısal çoğunluğu, arkadaşlar gerçi şoför örneğini verdiler, ama Avrupa İnsan Hakları Mahkemesindeki yapılanmadan  biraz bahsederek çözüm bulmaya çalışalım diyorum.

 

            Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nde yazı işleri müdürleri, hukuk fakültesi mezunları arkadaşlar. O zaman biz, Türkiye’de mahkeme yazı işleri müdürlerinin, cezaevi müdürlerinin, icar müdürlerinin hukuk fakültesi mezunları olmasını sağlayacak bir baskı gurubu olarak çalışma tarzına girmemiz gerekir. Yani sadece sınavla sayıyı kısmen azaltabiliriz, ama bu tek başına çözüm için yeterli olmayacaktır.

 

            Bir de empati yapalım istiyorum, yani bir hukuk fakültesinde okuyan bir öğrenciyim, mezun oldum. 2 saatlik bir ÖSYM sınavının tartışıldığı bir ortamda, 2 saatlik bir sınavda başarılı olmadı, hakim – savcılık yapamıyorum, avukatlık yapamıyorum, noterlik yapamıyorum.

 

            Ne yapacağız arkadaşlar? Yani  empati yaparak biraz sorunları çözmemiz gerektiğine inanıyorum. Bu nedenle, şoförlük örneğini espri olarak algılıyorum da, mahkeme yazı işleri müdürlerinin, icra müdürlerinin, cezaevi müdürlerinin hukuk fakültesi mezunu olması, hem hizmette kaliteyi arttıracaktır, hem sorunumuzu kısmen de olsa gidereceğine inanıyorum.

 

            Hepinize teşekkür ederim. Saygılar sunarım.

 

  

                                   Çok kısa şekilde 2 konuya değineceğim.

 

            Batman’da ekim ayında bir sel felaketi yaşandı ve bu sel felaketinde 10’a yakın insan hayatını kaybetti, yaklaşık bine yakın ev ve işyeri zarar gördü, 1o binlerce insan dışarıda yaşamak zorunda kaldı. Bu afetten sonra, biz Batman Barosu olarak Batman Valisinin, Belediye Başkanının, sivil ve resmi kurumların yer aldığı Kent Konseyinde alınan karar gereği  Batman Barosu adına bir hesap açtık ve Türkiye’deki sanatçı, yazar ve aydınların da desteklediği ‘İnsan insana ulaşır’ diye bir yardım kampanyası düzenledik. Bu yardım kampanyası halen devam ediyor. Yalnız, bu kampanya çerçevesinde, Türkiye’deki tüm barolara be Barolar Birliğimize faks çektik, ama maalesef barolarımız ve Baromuza ulaşamadı diyeyim, bunu bir sitem olarak kabul edin.

 

            İkinci bir konu, 301 konusuna değinmek istiyorum; Kâzım Bey kısmen değindi, ben biraz farklı düşünüyorum. Bugüne kadar bizim Baromuzda Başkan ve Yönetim Kurulu üyesi arkadaşlarımıza 301’den soruşturma açıldı. Soruşturma açılma nedeni ne? İnsan hakları ihlallerine ilişkin yaptıkları araştırma ve inceleme sonucu yaptıkları basın açıklamasında, güvenlik güçlerini tahkir ve tezyif etmekten soruşturmalar açıldı. Kâzım Bey kısmen değindi, Başbakanın Barolar Birliği dışında birçok kurumu çağırarak 301 konusunda ne yapılabileceğinin tartışılmasını istediğini söyledi ve Barolar Birliğinin çağrılmamasını eleştirdi. Doğru, ama bence Türkiye’nin en büyük hukuk örgütünün de bu konuda bir fikrinin olması gerekir, Başbakan çağırır veya çağırmaz. Bu konuda da barolarımızı görüşleri de dikkate alınarak, pratikte yaşanan sıkıntılarının da dikkate alınarak veya barolarımıza sorularak, meslektaşlarımız ya da farklı insanlar hakkında 301 den soruşturma açılma nedenleri, olayları inceleyerek ir görüş belirlemesi gerektiğine inanıyorum.

 

            Hepinize saygılar sunuyorum.

 

BAŞKAN : Batman Barosu Başkanına çok teşekkür ediyorum.

 

            Birici konuyla ilgili, yani sel felaketiyle ilgili Biz sayın Başkanımızla konuştuk. Hatta ben Sayın Başkanıma “ Sayın Başkanım ne arzu ediyorsunuz, her türlü desteği verelim” dedim. Ama daha sonra, bizim geçmiş dönem Barolar Birliği Yönetim Kurulu üyesi ve şu anda da bizimle birlikte Yayın Kurulunda çalışan çok değerli ağabeyimiz, üstadımız Teoman Ergül, Türkiye Barolar Birliği İnsan Hakları Merkezi’nde konuşurken, Diyarbakır da, Mardin de ve o yörede böyle bir sel olduğunu, yani sadece Batman’la bunun yeterli olmayacağını, diğer barolarla da bu ilişkiyi götürmeyi gerektiğini söyledi. İkincisi bir de bu yardım alma Yardım Yasasıyla ilgili bir takım sorunlar olduğunu ortaya koyunca, biz bir tereddüt geçirdik. Tereddütten sonra ben sizinle yine konuştum. Bu sefer bir haber geldi bize; Denildi ki “ Sadece bastıracağımız afiş paraları, kaç para düşünülüyorsa, Belediyenin açtığı hesaba yollansın.” O konuda da biz Sayın Saymanımızla konuştuk, bizim ödeyeceğimiz bedel neyse onu yollayacağız.

            İkinci konuya gelince, 301 ile ilgili ya ben anlayamıyorum yada binim yorumum çok eksik kalıyor yada bir bardak suda fırtına koparıyorlar. Gerçekten bu hükümeti eleştirirken, tabi bu hükümet, her şeyi kendisinin yaptığını söylüyor. Halbuki 2002 de iktidar oldular, ondan önce 57. Hükümet zamanında gerçekten çok önemli yasa paketleri geldi, bu uyum yasalarıyla. Bana göre, bu hükümetin bu iktidarın yaptığı en önemli, devrim gibi olan bir değişiklik, Anayasanın 90. maddesinin son cümlesine eklediği bir cümle. Orada şunu söylüyor: “ İnsan Hak ve özgürlükleri ile ilgili uluslarasarası sözleşmeler usulüne uygun TBMM’de onanır ve geçerse, artık o iç norm haline gelmiştir, iç kural haline gelmiştir.”

Bunun aleyhine Anayasa Mahkemesine aykırılıktan gidemezsiniz. Ayrıca iç hukuk kuralıyla, yani ulusal yasanın bir normuyla bu sözleşmenin ilgili maddesi çatışırsa sözleşmenin ilgili maddesini uygulamak zorundasınız.

            Peki uluslararası sözleşmelerin getirdiği bu özgürlük ortamında, ayrıca 301’i yeniden düzenlenmeye gerek var mı? Yargıçlarımız, bu önüne gelen olaylarda, 301’in lafzi yorumuyla bu Anayasa’nın 90. maddesinde ilave edilen son cümlelerin getirdiği yeni açılım, yeni insan hak ve özgürlükleri bakımından bunu yorumlayıp ona göre karar verilmesi lazım. Nitekim bu yapılıyor; bir çok mahkemede, bir çok ceza mahkemesinde değerli yargıçlarımız, uluslar arası sözleşmelerde dikkate alarak, bu yorumu yaparak, aynı nitelikte açılan davalarda birisinden beraat, birisinden mahkumiyet geliyor. O bakımdan, ya bu 90. maddenin son cümlesini kaldırırsınız ya da böylesi bir düzenlenmeye gerek yok? Bu uluslar arası belgelere ve sözleşmelere aykırı ser iç hukuk normu, yani ulusal yasanın herhangi bir maddesi, bu günkü düzenlemeye göre geçerli değildir, yani benim kişisel kanaatim bu. Türkiye Barolar Birliği de bu konuda net, somut bir açıklama ya da görüş bildirmedi, ama ben böyle değerlendiriyorum. Bu konuda 301’den kimse bize bir şey sormadığı için, yazmadık, ama söyleyeceklerimizin temel çerçevesi bu. Daraltan değil, genişleten bir insan hak ve özgürlükleri yorumuyla, bunlar şu andaki mevzuatla da çözülebilir diye düşünüyorum.